







HAKKINDA
Sahneyle başlayan insan gözlemini; medya, yazı, iletişim ve davranış bilimleriyle birleştiren çok disiplinli bir yolculuk.



HİKÂYE

Benim hikâyem iletişimle
başlamadı
İnsanla başladı.
Uzun yıllardır farklı alanlarda, farklı rollerle, farklı sahnelerde çalışıyorum.
Oyunculuk yaptım, yazdım, yönettim, medya projeleri ürettim, eğitimler verdim, yöneticilerle ve kurumlarla çalıştım. Dışarıdan bakıldığında bunlar birbirinden farklı meslekler gibi görünebilir. Ben bugün geriye baktığımda aynı yolculuğun farklı duraklarını görüyorum.
Çünkü bütün bu yıllar boyunca aslında aynı sorunun peşindeydim:
İnsan neden böyle davranıyor?
Neden kendisini çok iyi ifade ettiğini düşünen biri karşısındaki tarafından bambaşka anlaşılabiliyor? Neden bazı insanlar girdikleri ortamda güven yaratırken bazıları daha ilk dakikalarda mesafe oluşturuyor? Neden ne yapması gerektiğini bilen biri aynı davranışları tekrar tekrar sürdürüyor?
Benim merakım hep buydu. Ve yaptığım bütün işler zaman içinde beni aynı yere getirdi:
İnsanı anlamaya.
İnsan davranışını kitaplardan önce sahnede izledim.
Tiyatro benim için yalnızca bir meslek olmadı.
İnsanı gözlemlediğim ilk laboratuvardı.
Bir karakteri oynayabilmek için onu yargılamadan anlamanız gerekir. Neden öyle konuşuyor, neden susuyor, neye ihtiyaç duyuyor? Yıllarca oyunculuk yaparken, yazarken ve yönetirken insan davranışının içindeki bu küçük ayrıntıları izledim.
Bir bakışın, kısa bir duraksamanın, ses tonundaki değişimin ya da bedenin verdiği küçük bir işaretin bazen uzun bir cümleden daha fazla şey anlattığını gördüm.
Sonra fark ettim ki sahnede gördüğüm insanla gerçek hayatta karşılaştığım insan arasında düşündüğümüz kadar büyük bir fark yok.
Sahne değişiyordu. İnsan değişmiyordu.
Yazarlık ve yönetmenlik bana başka bir şey daha öğretti:
İnsan yalnızca bilgiyle hareket etmiyor.
Bir düşüncenin insana ulaşabilmesi için onun dünyasında bir karşılığının olması gerekiyor. Bu yüzden bugün bir eğitim verirken, bir yöneticiyle çalışırken ya da bir insanın yaşadığı problemi anlamaya çalışırken yalnızca “Doğru bilgi nedir?” diye sormuyorum.
Bu bilgi anlaşılabiliyor mu? Kendi hayatıyla ilişkilendirilebiliyor mu? Davranışa dönüşebiliyor mu? Yarın sabah gerçekten bir şeyi değiştirecek mi?
Benim için iletişim yalnızca doğru kelimeleri seçmek değildir. İletişim; insanı görmek, doğru anlamak ve doğru yerden temas edebilmektir.
En doğru iletişim, en basit iletişimdir.
Tiyatrodan sonra medya hayatımın önemli bir parçası oldu. Programlar, yapımlar, sunuculuk, içerik üretimi ve farklı projelerle bu kez insanı sahneden değil, ekranın ve kitlenin karşısından gözlemlemeye başladım.
Bir mesaj nasıl dikkat çeker? Bir insan neden bir anlatıcıya inanır? Görünür olmakla etkili olmak arasındaki fark nedir?
Bu dönem bana şunu gösterdi: İletişim ister iki insan arasında, ister yüzlerce çalışanı olan bir kurumda gerçekleşsin, temel ihtiyaç çoğu zaman aynıdır:
Doğru anlaşılmak.
Zaman içinde sahne, yazarlık, yönetmenlik ve medya deneyimi; iletişim ve davranış bilimleriyle birleşmeye başladı. Geçmişimdeki hiçbir alanı geride bırakmış hissetmiyorum. Hepsi hâlâ yaptığım işin içinde.
Bugün insan davranışı, iletişim, liderlik ve kurumsal gelişim üzerine çalışıyorum. Ancak çoğu zaman karşıma gelen mesele, ilk anlatıldığı mesele olmuyor.
Bir yönetici ekibinin motivasyon problemi olduğunu söylüyor; biraz baktığımızda asıl meselenin belirsiz görev dağılımı olduğunu görebiliyoruz. Bir insan iletişim problemi yaşadığını düşünüyor; bazen mesele iletişimden önce sınır koyamamak çıkıyor. Bir başkası özgüven problemi yaşadığını söylüyor; biraz derine indiğimizde kendisini sürekli başkalarının değerlendirmesi üzerinden tanımladığını fark edebiliyoruz.
Bu nedenle benim çalışma biçimimde ilk hedef hemen çözüm üretmek değildir.
Önce doğru problemi bulmak gerekir.
Davranışı okumak.
İletişimi anlamak.
Görünen problemle gerçek problemi ayırmak.
Sonra değiştirilebilir olan yere dokunmak.
Benim için gelişim burada başlıyor.
Yıllar içinde yaptığım birebir çalışmalar da profesyonel hayatımın en güçlü alanlarından birine dönüştü. İnsanlarla yalnızca ne yapmaları gerektiği üzerine konuşmuyorum. Neden aynı noktaya tekrar tekrar geldiklerine, hangi davranışların onları korurken hangilerinin artık sınırladığına ve hangi örüntüleri tekrar ettiklerine birlikte bakıyoruz.
Bazen mesele kariyer, bazen ilişki, bazen liderlik oluyor. Bazen de insanın aradığı şey yalnızca şu sorunun cevabı:
“Ben neden böyle yapıyorum?”
Ben bu çalışmaları bir insanın hayatını onun adına yönetmek ya da hazır reçeteler vermek için yapmıyorum. Birlikte bakmak; göremediği noktaları görünür hale getirmek, davranışların arkasındaki sistemi anlamak ve kişi hazır olduğunda daha işlevsel bir yol kurmasına eşlik etmek benim için daha doğru bir tarif.
Başlangıç noktam hep aynı:
İnsanı yargılamadan anlamaya çalışmak.
Aynı merak, farklı sahneler
Yolculuğum boyunca sahneler değişti. Tiyatro, oyunculuk, yazarlık ve yönetmenlik; ardından medya, yapım, yayıncılık, sunuculuk ve içerik üretimi geldi. Sonra eğitim, iletişim ve davranış bilimleri hayatımın merkezinde daha fazla yer almaya başladı.
Bugün bu yolculuğun önemli bir bölümü Alben Akademi çatısı altında devam ediyor.
Bunları birbirinden ayrı kariyerler olarak görmüyorum. Çünkü her birinde başka bir araç
kullansam da merkezde aynı şey vardı:
İnsanı gözlemlemek.
İnsanı anlamak.
Anlamı kurmak.
Doğru aktarmak.
Ve mümkünse bir etki yaratmak.
Bazı projelerin bende bıraktığı yer diğerlerinden farklı oldu.
Görmesen de Olur, bunlardan biri. Görme engelli ve gören katılımcıların aynı yazarlık sürecinde buluştuğu bu çalışma; atölyeden sahneye, oradan kitaba uzandı. Benim için asıl değeri, birbirinden farklı hayatları olan insanların aynı hikâyenin içinde buluşabilmesiydi.
Geniş Özet ise hayatı, sanatı, insanları ve kendi hikâyemi mizahla anlattığım tek kişilik bir sahne çalışmasıydı.
Yazdığım oyunlar, oynadığım karakterler, yönettiğim işler ve medya projeleri bugün insanlara bakarken kullandığım gözün oluşmasında pay sahibi oldu.
Bütün bu yolculuğun bugün vardığı yerlerden biri Alben Akademi.
Yıllar boyunca aynı probleme tekrar tekrar rastladık: İnsanların çoğu zaman yalnızca bilgiye değil, kendilerini ve birbirlerini daha doğru anlayabilecekleri sistemlere ihtiyacı vardı.
Bir yönetici iletişim eğitimi alıyor ama ekibini hâlâ yönetemiyor. Bir çalışan teknik olarak çok iyi olmasına rağmen kurum içinde kendisini doğru konumlandıramıyor. Bir şirket birçok eğitim düzenliyor fakat öğrendikleri davranışa dönüşmüyor.
Alben Akademi bu soruların içinde şekillendi.
Bugün iletişim, davranış bilimleri, liderlik ve kurumsal gelişimi birbirinden bağımsız başlıklar olarak değil, aynı sistemin parçaları olarak görüyoruz. Benim Akademi içerisindeki odağım da bu sistemin insan tarafında: davranışı anlamak, yöneticilerin kendilerini ve ekiplerini daha doğru okumalarını sağlamak, görünmeyen iletişim problemlerini görünür hale getirmek ve gelişimi davranışa dönüştürmek.
Kelimelerle uzun zamandır uğraşıyorum. Çünkü bazen bir kelimenin yerini değiştirdiğinizde bütün cümlenin anlamı, bazen de karşınızdaki insanın duygusu değişiyor.
Bu yüzden iletişimin süslü olması gerektiğine hiçbir zaman inanmadım. Karmaşık meseleleri mümkün olduğunca sade anlatmaya çalışıyorum. İnsanları dinlerken söyledikleri kadar söylemediklerine de dikkat ediyorum.
Bir insanı tek bir davranışıyla tanımlamamaya çalışıyorum.
Çünkü davranışın içinde bağlam, geçmiş deneyim, ihtiyaç, korku ve bazen insanın kendisinin bile henüz fark etmediği çok fazla şey olabiliyor.
Yıllar geçti. Yaptığım işler değişti. Sahne değişti. Ama merakım çok değişmedi.
Hâlâ bir insanı dinlerken içimden aynı soruyu soruyorum:
“Burada gerçekten ne oluyor?”
Son söz
Yıllar içinde şunu gördüm: Bir yerde yaşanan sorun çoğu zaman yalnızca o yere ait değil. Söylenenle hissedilen, kişiyle ekip, niyetle sonuç birbirine bağlı.
Bu yüzden gerçek değişim, parçaları tek tek düzeltmekten çok bütünü doğru okumakla başlıyor.
İnsanı anlamadan iletişimi, iletişimi anlamadan liderliği, liderliği anlamadan sistemi değiştiremeyiz.






